Genel Sanat Yönetmeni ve Koro Şefi
Dr. Ufuk Demirbaş
O geceyi anlatmak istiyorum…
Ama nereden başlayacağımı bilemeden.
Belki sahneden değil…
Sahneye gelene kadar birikenlerden başlamak lazım.
Biz bu şarkıları çalışırken sadece nota çalışmadık.
Birbirimize alıştık.
Aynı masaya oturduk, aynı çayı içtik, kekin en güzel yerini paylaşmayı öğrendik.
Bazen bir yerde takılıp kahkahaya boğulduk, bazen “bir daha alalım” deyip en başa döndük.
Bazen yorulduk, bazen içimiz daraldı. O yüzden sahneye çıktığımızda aslında kimse tek başına değildi.
Işıklar yandı. Sabrıyla ve emeğiyle bu akşamı mümkün kılan değerli şefimiz…
Kıymetlimiz. Ufuk Hocamız.
Levent, Ersin Bey, Aras…
O bildiğimiz hâlleriyle, ama sahnede biraz daha ciddi görünmeye çalışarak…
Berna ve Burcu’nun zarafetlerinin içinde sakladıkları gülüşler…
Ve o “yaramaz çocukların göz ucuyla birbirine attığı bakışlar…
Selma’nın katılmasıyla çoğalan o enerji…
Nuray’ın sesi…o kadar temiz, o kadar içten ki…
İnsan bir an durup sadece dinlemek istiyor.
Müge, Özlem, Hanife…
Çok konuşmadan ama her şeyi hissederek eşlik edenler…
Bazen bir bakışla, bazen bir nefesle.
Gülşen, Güliz, Enbiye…
Kendi hikâyelerini de yanlarında getirenler.
Renk kattılar, derinlik kattılar,
Bu koroyu sadece bir ses değil, bir ruh yaptılar.
Çiğden; o taze heyecanıyla, o ilk günün ışıltısıyla, insana yeniden başlama hissini hatırlattı.
Ve sahnede olamasalar da…
Kalbi bizimle atan Müge ve Mustafa Bey…
Yoklukları bile varlık gibi hissedilen insanlar var ya…
İşte öyle.
Şarkılar başladı.
Bir tanesi bitti, diğeri geldi.
Ama hiçbir şey kopmadı.
Sanki bir yerden bir yere yürüyorduk hep birlikte.
Arada göz göze geldik.
Kimse bir şey söylemedi.
Ama herkes aynı şeyi biliyordu:
“Biz buradayız.”
Bir an geldi…
Hiç planlamadan…
Hepimiz sustuk.
İşte o an…
Ne sahne vardı, ne seyirci.
Sadece aynı anda susabilen insanlar.
Biz o akşam sadece şarkı söylemedik.
Birbirimizin yanında durduk.
Birlikte kaldık.
Aynı duyguyu paylaştık.
Ve galiba en güzeli de buydu.
İyi ki. 🤍
İlknur Can